Blog Açmak İçin Ne Yapmalı?
Kayseri’nin soğuk kış akşamlarından birindeyim. Kafamda dönüp duran düşüncelerle, bilgisayarımın başında birkaç saattir sırtımı yaslayıp bir şeyler yazmaya çalışıyorum. O an, şehri saran kar tanelerinin sessizliğinde bir tür yalnızlık duygusu sarıyor beni. Belki de böyle bir şey vardı içimde; yıllardır biriken bir tutku, dışa vurmayı bekleyen bir ses. O sesi çıkarabilmek içinse bir adım atmam gerekiyordu. İşte tam o anda, aklıma bir fikir geldi: Blog açmalıyım.
Her Şey Bir Günlüğe Başlama İsteğiyle Başladı
Küçüklüğümden beri her akşam, yatmadan önce odamda sessizce günlüğüme yazılar yazardım. Kimi zaman sevdiğim bir şarkıdan, kimi zaman bir anıdan, bazen de kaybolan hayallerimden bahsederdim. O zamanlar sadece kendim için yazıyordum, başkalarına söyleyemediklerimi o defterde ifade ediyordum. Ama günlerden bir gün, o defteri kaybettim. Ters dönmüş bir rüzgar ya da kötü bir tesadüf, bilmiyorum. Ama kayboldu. Birkaç gün boyunca, kaybolan o defteri aradım. O kadar kötü oldum ki, kaybetmek ne demekmiş onu öğrendim.
İşte o günden sonra, kelimelere ve yazıya başka bir gözle bakmaya başladım. Artık sadece başkalarına ait anıları yazmakla kalmak istemiyordum, aynı zamanda kendimi ve duygularımı da paylaşabilmek istiyordum. Ama nasıl? İşte asıl soru buydu.
Heyecanla Başlayıp, Kaybolan Cesaretim
O gün, bilgisayarımda bir blog açma kararını verdim. Birkaç saat boyunca WordPress’i inceledim, nasıl başlayacağımı araştırdım. Çok heyecanlıydım ama bir yandan da kaybolmuş defterimin kaybolmuş notlarının ağırlığını hissediyordum. Blog açmak için ne yapmalı? diye düşünerek, ilk adımlarımı attım. Fakat o kadar fazla seçenek vardı ki! Tasarımlar, temalar, kategoriler… Kendimi kaybolmuş gibi hissettim. Hızla bir şeyler yazmak istesem de, başlıklar bile bana zor geliyordu. Ne yazacağımı bilemiyordum, ne anlatmam gerektiğini kestiremiyordum.
Gecenin ilerleyen saatlerinde bir kahve içip biraz rahatlamaya karar verdim. O kadar çok seçenek vardı ki, hepsi bir arada beni boğuyordu. “Ne yapıyorsun?” dedim kendi kendime. Sonra anladım: Beni bu kadar korkutan şey, aslında yeni bir başlangıcın heyecanıydı. Korkmak, cesaretin karşısında dururmuş ya, işte tam da öyle bir şeydi. Bir tür korku, ama aynı zamanda başlamak için gereken itki de…
O An: Cesaretimi Bulduğum Nokta
Sabah, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte kalktım ve yeniden bilgisayarımı açtım. O kadar çok şey yazmayı istiyordum ki! Ama bir türlü düzgün bir şekilde yazamıyordum. Hangi temayı seçmeliyim? Nasıl bir içerik oluşturmalıyım? Bir adım daha atıp blogumu açacağım ama açmam gereken ilk kapının anahtarını bulamıyordum.
Ve o an, her şey değişti. Ne kadar çok seçenek varsa o kadar da çok düşünmemin beni engellediğini fark ettim. Zihnimde ne kadar fazla şey dönüyorsa, bir o kadar da durmuş gibi hissediyordum. Sadece başlamak gerekiyordu. Gerisi zaten bir şekilde gelir, dedim. İşte o an blog açmaya karar verdim.
İlk başta kendimle ilgili yazmaya başladım. Kayseri’de yaşamak, burada büyümek, gözlemlediğim insan hikâyeleri… O kadar çok şey vardı ki! Ve en önemlisi, yavaşça fark ettim ki bu blog sadece başkalarına yazılmış bir şey değil. Benim için de bir yolculuktu. Hem yazı yazmanın hem de bir günlüğe sahip olmanın bir başka yolu. İlk yazımı yazarken hissettiğim şey tam olarak şuydu: Korkudan arınmak, sadece kelimelerle değil, hislerle de kendini ifade edebilmek.
Ne Yazarım? Nereden Başlamalıyım?
Blog açarken en çok düşündüğüm şey, ne yazacağım sorusuydu. Kendimi ifade etmek istesem de, bazen nereden başlayacağımı bilemiyordum. Sonra birden fark ettim: Belki de “ne yazacağım” sorusu değil, ne hissettiğim önemliydi. Çünkü blog yazmak, sadece yazmak değil, hissetmekti. İleriye dönük bir şeyler inşa edebilmek, bir başkasına bir şey anlatmak, bu yolculukta yalnız olmadığını hissettirebilmekti.
Beni buraya getiren şey ise yalnızca yazmaya olan isteğim değil, kendimi bulma arayışıydı. Günlük tutarken, bazen yüzleştiğim duygularımı dışarıya vurmak beni rahatlatıyordu. Aynı şekilde, blog yazarken de birilerini aynı şekilde rahatlatabileceğimi düşündüm. Belki de birilerine faydalı olabilirim, belki de birinin duygularına tercüman olabilirim, kim bilir?
Sonunda Başladım
Sonunda, blogumu açtım. İlk yazımı yazdım. O an, o kadar mutluydum ki, sanki yıllardır beklediğim bir şey nihayet gerçekleşmiş gibi hissettim. Kendimi ifade etmek, kaybolan defterimi geri bulmak gibiydi. Artık bir kaygım yoktu. Kendimi yalnız hissetmiyordum, yazdıkça daha da özgürleşiyordum.
Blog açarken ne yapmalısınız? İşte cevabı: Korkmayın, bir adım atın. Her şey başlamakla ilgili. Ne yazacağınızı bilmiyorsanız, önce hislerinizi yazın. Kendinize karşı dürüst olun. Yazarken kendinizi kaybedin, sonra yeniden bulun. Ve unutmayın, her şey bir adımla başlar, ne yazarsanız yazın, bu yolculuk bir şekilde size kendinizi keşfetme fırsatı sunar.
Şu an buradayım ve eminim ki bu blogda kendimi ve başkalarını bulmaya devam edeceğim. Bunu yaparken hep o ilk yazımı yazarken hissettiğim duyguyu hatırlayacağım: Heyecan, belirsizlik ve aynı zamanda büyük bir umut.